Sıvı maddelerin ısı vererek katı hale geçmesine donma denir. Fizikte bu kadar net olan bir dönüşüm, siyasal hayatta çoğu zaman bulanık, sancılı ve tartışmalıdır. Tam da bu yüzden donma kavramını, iktidarın hareketliliği, kurumların sertleşmesi ve toplumsal düzenin kristalleşmesi üzerine düşünmek için verimli bir metafor olarak görüyorum.
Analitik Bir Giriş: Akışkanlık, Güç ve Donma
Güç ilişkileri çoğu zaman sıvı gibidir: akar, sızar, şekil değiştirir. Toplumlar da böyledir; talepler, itirazlar, umutlar ve korkular sürekli hareket halindedir. Ancak belirli anlar gelir ki bu akışkanlık yerini katılığa bırakır. Fizikte donma, ısının dışarı verilmesiyle gerçekleşir; siyasette ise bu “ısı” çoğu zaman toplumsal enerji, muhalefet, katılım isteği ya da çoğulculuk olur. Peki bir siyasal düzen ne zaman donar? Donmuş bir siyaset, düzen mi sağlar yoksa çürümeyi mi hızlandırır?
Bu sorulara tek bir siyaset bilimci kimliğiyle değil, güç, düzen ve insan davranışı üzerine kafa yoran bir gözle yaklaşmak istiyorum. Çünkü siyaset yalnızca teorilerden ibaret değil; gündelik hayatın içinde hissedilen, bedel ödeten ve umut üreten bir pratik.
Donma Metaforu ve İktidar
İktidarın Akışkanlıktan Katılığa Geçişi
İktidar, doğası gereği kendini sürdürmek ister. Bunun en etkili yolu ise belirsizliği azaltmak, yani sistemi “dondurmak”tır. Seçim sonuçlarının tartışmalı hale gelmesi, yargının yürütmeye bağımlılaşması ya da medyanın tek sesli olması bu donmanın belirtileridir. İlk başta istikrar gibi sunulan bu durum, zamanla toplumsal hareket alanını daraltır.
Burada kilit kavram meşruiyettir. Meşruiyet, iktidarın yalnızca zorla değil, rıza ile de kabul edilmesini sağlar. Ancak rıza üretimi azaldığında, iktidar daha fazla sertleşir. Bu sertleşme, tıpkı suyun donarken hacim değiştirmesi gibi, çatlaklar yaratır. Sizce bugün hangi ülkelerde bu çatlaklar görünür hale geliyor?
Güncel Örnekler: Donan Rejimler
Karşılaştırmalı siyaset bize önemli ipuçları sunar. Örneğin bazı Orta Avrupa ülkelerinde popülist iktidarlar, anayasal kurumları adım adım katılaştırarak siyasal rekabeti sınırladı. Rusya’da ya da İran’da ise donma daha erken bir aşamada gerçekleşti; muhalefet alanı neredeyse tamamen kapatıldı. Buna karşılık Latin Amerika’da bazı ülkelerde donmuş yapılar, kitlesel protestolarla yeniden çözülmeye zorlandı.
Burada sorulması gereken provokatif bir soru var: Donmuş bir siyasal düzen kendiliğinden çözülür mü, yoksa mutlaka dışarıdan bir “ısı”ya mı ihtiyaç duyar?
Kurumlar: Katılaşmanın Taşıyıcıları
Devlet Kurumları ve Statüko
Kurumlar, siyasal donmanın en önemli taşıyıcılarıdır. Bürokrasi, yargı, güvenlik aygıtı… Bunlar başlangıçta düzen sağlamak için vardır. Fakat zamanla kendi çıkarlarını koruyan, değişime direnen yapılara dönüşebilirler. Max Weber’in rasyonel-bürokrasi ideali, pratikte çoğu zaman esnekliğini yitirir.
Burada yine meşruiyet devreye girer. Kurumlar, toplum nezdinde adil ve tarafsız görülmediğinde, katılık baskı olarak algılanır. Sizce bir kurum ne zaman “düzenin garantörü” olmaktan çıkıp “değişimin düşmanı” haline gelir?
Anayasa ve Hukukun Donması
Anayasalar, siyasal sistemin donmuş halidir. Ancak bu donma her zaman olumsuz değildir. Hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasal katılık, demokrasinin sigortası olabilir. Sorun, anayasanın iktidarın ihtiyaçlarına göre esnetilmesi ya da tersine, toplumsal taleplere tamamen kapatılmasıdır.
Burada ince bir denge vardır: Çok katı bir anayasa toplumsal dönüşümü engeller; aşırı esnek bir anayasa ise hukuki öngörülebilirliği yok eder. Bu denge bugün kaç ülkede sağlanabiliyor?
İdeolojiler: Donmuş Fikirler mi, Canlı Yorumlar mı?
İdeolojik Katılık ve Siyaset
İdeolojiler başlangıçta dünyayı anlamlandırmak için ortaya çıkar. Liberalizm, sosyalizm, muhafazakârlık… Hepsi belirli tarihsel koşulların ürünüdür. Ancak ideolojiler donduğunda, yani eleştiriye ve yenilenmeye kapandığında, gerçeklikle bağını koparır.
Soğuk Savaş dönemi bunun çarpıcı bir örneğidir. İdeolojik donma, iki blokta da yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi bastırdı. Bugün ise kimlik siyasetlerinin benzer bir katılaşma riski taşıdığını görüyoruz. Sizce ideolojiler yeniden “akışkan” hale getirilebilir mi?
Yurttaşlık ve katılım
Donmuş Yurttaşlık
Yurttaşlık yalnızca pasaport taşımak değildir; siyasal sürece dahil olma halidir. Ancak katılım kanalları kapandığında, yurttaşlık donar. Seçimlere gitmekten başka anlamlı bir araç kalmadığında, insanlar siyasetten uzaklaşır ya da radikalleşir.
Bu noktada kişisel bir gözlemimi paylaşmak isterim: İnsanlar siyasetle ilgilenmeyi bırakmıyor, sadece siyaset onların ilgisini bırakıyor. Bu boşluğu ise çoğu zaman popülist söylemler dolduruyor.
Dijital Alanlar: Yeni Bir Isı Kaynağı mı?
Sosyal medya ve dijital platformlar, donmuş siyasal alanlara yeni bir hareketlilik getirdi. Arap Baharı, Gezi Parkı protestoları ya da son yıllardaki küresel iklim hareketleri bunun örnekleri. Ancak dijital katılım kalıcı bir demokratik dönüşüm yaratabiliyor mu, yoksa hızla soğuyan bir heyecan mı üretiyor?
Demokrasi: Donma mı, Dayanıklılık mı?
Demokratik Katılığın Çelişkisi
Demokrasi, paradoksal biçimde hem esnek hem de katı olmak zorundadır. Temel haklar konusunda katı, politika tercihleri konusunda esnek. Bu denge bozulduğunda demokrasi ya işlevsizleşir ya da otoriterleşir.
Bugün “demokratik gerileme” tartışmaları tam da bu noktaya işaret ediyor. Seçimler var ama anlamı azalıyor; kurumlar var ama bağımsız değil. Bu bir donma hali mi, yoksa demokrasinin evrimi mi?
Sonuç Yerine: Donmuş Siyaseti Kim Çözer?
Sıvının donması fizik yasalarıyla açıklanabilir. Siyasetin donması ise insan iradesiyle. İktidarın, kurumların ve ideolojilerin katılaşması kaçınılmaz değil. Ama çözülme de kendiliğinden gelmiyor. Toplumsal talep, örgütlü katılım ve yeniden üretilen meşruiyet olmadan siyasal buzlar erimiyor.
Şu soruyla bitirmek istiyorum: Bugün yaşadığımız siyasal düzen bir donma haliyse, biz bu donmayı izleyen pasif gözlemciler miyiz, yoksa ısıyı yeniden üretebilecek aktörler mi? Bu sorunun cevabı, yalnızca akademik bir tartışma değil; günlük hayatımızın ve geleceğimizin ta kendisi.