İstanbul’da Hangi Semtler Deprem Açısından Daha Güvenli? Güvenliğin Sosyolojisi
İstanbul’da bir semt adı duyduğumuzda yalnızca sokakları, binaları ya da ulaşım imkânlarını düşünmüyoruz; biraz da “Burada kendimi güvende hisseder miyim?” diye soruyoruz. Deprem söz konusu olduğunda bu soru daha da kişisel hale geliyor. Fakat İstanbul’da hangi semtler güvenli deprem sorusunun yalnızca jeolojiyle yanıtlanabileceğini düşünmek yanıltıcı. Çünkü deprem riski, zeminin özellikleri kadar binanın niteliği, ekonomik imkânlar, komşuluk ilişkileri, bilgiye erişim ve kamu politikalarıyla da şekilleniyor.
“Güvenli semt” ne demek?
Loveinsun ailesine selam! Bugün gündemimizde İstanbul’da hangi semtler güvenli deprem var ve detaylara birlikte bakıyoruz.
Deprem açısından tehlike, bir bölgede sarsıntı, sıvılaşma veya heyelan gibi fiziksel olayların gerçekleşme olasılığını; risk ise bu tehlikenin insanlar, binalar ve altyapı üzerinde yaratabileceği kayıpları ifade eder. Sosyal hasar görebilirlik ise insanların yaş, gelir, sağlık, çalışma durumu ve toplumsal konum gibi özelliklerinin afet karşısında başa çıkma kapasitesini etkilemesini anlatır. İBB de sosyal kırılganlığın sosyal eşitsizliklerle yakından ilişkili olduğunu belirtiyor.
Bu nedenle “şu semt kesinlikle güvenlidir” demek bilimsel açıdan doğru değildir. Aynı mahallede iki farklı bina, deprem karşısında tamamen farklı sonuçlar yaratabilir.
İstanbul’da hangi semtler deprem açısından görece avantajlı?
İBB’nin mikrobölgeleme çalışmalarında zemin sınıflaması, yer sarsıntısı, sıvılaşma ve heyelan gibi farklı göstergeler ayrı ayrı inceleniyor. Çalışmalar İstanbul’un bütününü tek bir risk alanı olarak değerlendirmek yerine, yerel farklılıkların dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.
Zemin açısından görece daha avantajlı alanlar
Genel olarak İstanbul’un bazı yüksek ve daha sağlam jeolojik birimlerinin bulunduğu kesimleri, gevşek dolgu ve alüvyon zeminlere kıyasla daha avantajlı kabul edilebilir. Örneğin Başakşehir’in bazı kesimleri, Beylikdüzü’nün belirli yüksek bölgeleri, Çekmeköy ve Ümraniye’nin bazı bölümleri için zemin koşulları yerel ölçekte daha olumlu olabilir. Ancak ilçe veya semt adından hareketle bütün mahalleyi güvenli ilan etmek mümkün değildir.
Özellikle kıyıya yakın dolgu alanları, dere yatakları ve zemin koşullarının zayıfladığı bölgelerde risk değerlendirmesi daha dikkatli yapılmalıdır. İBB’nin mikrobölgeleme haritaları bu nedenle yalnızca “semt” değil, daha küçük ölçekte değerlendirme yapmanın önemini ortaya koyuyor.
Asıl belirleyici: Binanın kendisi
Burada sosyolojik açıdan önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: Aynı zeminde yaşayan insanların deprem riski aynı olmayabilir. Yeni yönetmeliklere uygun, mühendislik hizmeti almış ve denetlenmiş bir yapı ile eski, bakımsız ve taşıyıcı sistemi sorunlu bir yapı arasında büyük fark vardır.
Dolayısıyla İstanbul’da “güvenli semt” ararken bina yaşı, yapı sistemi, zemin etüdü, deprem performansı ve geçmişte yapılan tadilatlar da sorgulanmalıdır. İBB, 39 ilçenin tamamı için olası deprem kayıp tahminlerine ilişkin ayrı çalışmalar yayımlamış durumda.
Deprem riski neden aynı zamanda bir eşitsizlik meselesidir?
Depremi yalnızca doğal bir olay olarak görmek, toplumun nasıl örgütlendiğini gözden kaçırabilir. Geliri yüksek bir hane riskli bir binadan taşınabilir, güçlendirme yaptırabilir veya daha güvenli bir konuta erişebilir. Düşük gelirli bir aile için ise kira artışı, taşınma maliyeti ve iş yerine uzaklık bu seçenekleri sınırlayabilir.
Burada Toplumsal adalet meselesi ortaya çıkar. Güvenli konut yalnızca satın alınabilen bir “piyasa ürünü” haline geldiğinde eşitsizlik deprem riskini de mekânsal olarak yeniden üretir.
Cinsiyet rolleri ve afet deneyimi
Afetler kadınları ve erkekleri aynı biçimde etkilemez. 2021 tarihli bir çalışma, toplumsal cinsiyet rollerinin kadınların afet karşısındaki sosyo-ekonomik ve fiziksel kırılganlığını artırabildiğine dikkat çekiyor.
2026’da yayımlanan Türkiye örneklemli bir araştırmada ise 560 kişi üzerinden toplumsal cinsiyet algısı ile deprem korkusu arasındaki ilişki incelendi ve toplumsal cinsiyet algısının afet korkusuyla bağlantılı olduğu görüldü.
Bu durum gündelik yaşamda oldukça somut karşılıklar bulabilir. Çocuk, yaşlı veya hasta bakımının ağırlıklı olarak kadınların üzerinde olduğu bir hanede deprem anındaki kararlar yalnızca “kendimi nasıl kurtarırım?” sorusundan ibaret değildir. “Çocuğumu nasıl çıkarırım?”, “Yaşlı annemi kim taşıyacak?” gibi sorular da devreye girer.
Mahalle kültürü ve sosyal güven
Deprem hazırlığı yalnızca bireysel davranış değildir. 2024’te İstanbul’da 411 kişiyle yapılan bir araştırma, sosyal güven, öznel normlar ve öz yeterlik gibi sosyal ve bilişsel faktörlerin deprem risk algısıyla ilişkili olduğunu ortaya koydu.
Bu bulgu bana mahalle kültürünün önemini düşündürüyor. Apartmanda komşular birbirini tanıyorsa, acil durumda kimin yaşlı, engelli veya yalnız olduğunu biliyorsa sosyal dayanıklılık güçlenebilir. Tersine, insanların birbirinden kopuk yaşadığı, ortak sorunların konuşulmadığı bir apartmanda fiziksel olarak güçlü bir yapı bile sosyal açıdan daha kırılgan olabilir.
Güç ilişkileri güvenliğin sınırlarını nasıl belirliyor?
Kentsel dönüşüm tartışmaları da burada önem kazanıyor. “Hangi bina dönüştürülecek?” sorusu kadar “Kim dönüşümün maliyetini ödeyecek, kim taşınacak ve kim mahallesinde kalabilecek?” soruları da önemlidir.
Çünkü kentte karar verme gücü eşit dağılmıyor. Mülk sahibi, kiracı, yaşlı, genç, göçmen, düşük gelirli hane veya tek ebeveynli aile aynı pazarlık gücüne sahip olmayabilir. Afet politikalarının yalnızca fiziksel yapıları değil, bu güç ilişkilerini de dikkate alması gerekir.
İstanbul’da hangi semtler güvenli deprem başlığına dair bu yazının sonuna geldik; ilginiz için teşekkür ederiz.
Sonuç: Güvenli semt değil, dirençli toplum
İstanbul’da hangi semtler güvenli deprem sorusunun en dürüst cevabı şudur: Bazı bölgeler zemin özellikleri bakımından görece avantajlı olabilir; ancak hiçbir semt adı tek başına güvenlik garantisi vermez. İBB’nin kent jeolojisi ve mikrobölgeleme çalışmaları da İstanbul’un risklerini yerel ölçekte değerlendirme gereğini gösteriyor.
Bence asıl mesele “Ben hangi semte taşınmalıyım?” sorusunu “Nasıl bir kentte birlikte daha az kırılgan yaşayabiliriz?” sorusuyla tamamlamak. Çünkü deprem geldiğinde yalnızca binalar değil, toplumsal ilişkiler de sınanacak.
Sizin mahallenizde insanlar deprem konuştuğunda ne hissediyorsunuz? Komşularınızla dayanışma içinde olduğunuzu düşünüyor musunuz? Yaşadığınız yerde ekonomik imkânların deprem güvenliğini belirlediğine tanık oldunuz mu? Kendi deneyiminiz size İstanbul’da güvenliğin ne anlama geldiğini nasıl öğretti?
Sosyolojik açılışı daha kişisel yap
Semt listesini daha temkinli çerçevele