Go’nun Sahibi Kim? Bir Sorudan Doğan Hikâye
Hayat bazen bir soru ile başlar, sonra yavaşça arka planda duyulmaya başlayan bir cevapla devam eder. İşte, “Go’nun sahibi kim?” sorusu da benim için böyle başladı. Bir sabah Kayseri’nin soğuk sokaklarından birinde yürürken, önümde yürüyen insanın telefonu hep beni izledi. Go’nun sahibi kim diye bir soruyu sesli şekilde soruyordu. Gözlerim, kafamı kurcalayan bu soruyu bir yerlere yazmak için çırpındı. İşte o an, o soru beni başka bir yola sürükledi.
Bir Kayseri Sabahında Başlayan Düşünceler
25 yaşına gelmiş bir genç olarak bazen hayatın hızına yetişemediğimi düşünüyorum. Genç yaşımda duygularımı gizlemiyorum, ne hissediyorsam o anlarda dışa vuruyorum. İnsanlar hep bekler, sabırla doğru zamanı bulur derler, ama ben bir sabah Kayseri’nin o sakin havasında fark ettim ki beklemek hiçbir zaman doğru zamanı getirmez, sadece anı kaçırırsın.
İçim burkulmuştu, Go’nun sahibi kim sorusu başımda çınlıyordu. Kimse benden daha çok bilmiyor, diye düşündüm. O an, kendimi yalnız hissettim. Hayatımda en değerli şey olan “kimlik” hakkımda düşünmeye başladım. Kimlik, yani insanın gerçekten kim olduğunu bulması… O an, o küçük soru bile bana bir farkındalık getirdi. Belki de herkes bir soru sormak istiyordu, sadece bu soruyu doğru yere sormak lazımdı. Peki, Go’nun sahibi kimdi?
Bir Arayış: Kim Oluyorduk?
İçimden bir ses diyordu ki, “Kimse sahip olamaz, bu oyun sadece senin.” Ama bir yandan da içimdeki merak büyüyordu. O sabahı hatırlıyorum, gerçekten hiçbir şeyin belirli olmadığı bir andı. Kayseri’nin ünlü çarşısında yürürken, insanların birbirlerine “Go’nun sahibi kim?” diye sorduklarını fark ettim. Fark ettiğinizde görmemek imkânsızdı. Bu sorunun ne kadar büyük bir yankı uyandırdığını anlamam çok uzun sürmedi. Bir arayıştı. Hepimizin kendi kimliğini bulma arayışıydı. Kendimi bir yabancı gibi hissettim, bir başkası gibi. Sanki her şey yavaşça kayıp gitmeye başlamıştı.
Bir süre sonra, kaybolduğumu düşündüğümde gerçekten kaybolduğumu fark ettim. Bazen insan öyle bir noktaya gelir ki, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini sorgulamaya başlar. O an, bu sorunun cevabını bulmanın hayatımda çok önemli bir dönemeç olduğunu hissettim. Bu soru sadece bir kelime değil, insanın kendini arayışıdır.
Göçmen Gözüyle Bir Arayış
Go’nun sahibi kim sorusunun cevabını ararken, Kayseri’nin dar ve taşlı sokaklarında kaybolmuş bir yabancı gibi hissediyordum. İnsanlar, göçmenler, yeni şehirlere gidenler ve hayatını değiştirmeye çalışan herkes gibi, bir yere ait hissetmek istedim. Bazen böyle olur, hayatın karmaşası içinde bir anlam bulamadan yol alırsınız. Go’nun sahibi kim sorusunun cevabı, içimdeki bu karmaşayı açığa çıkarmak gibiydi. Kimse sahip olamazdı, sahip olmanın bir anlamı yoktu, çünkü o an hissettiğiniz her şey, her yerdeydi.
O sabah, elimde bir çay bardağı, yavaşça Kayseri’nin renkli sokaklarından geçerken, insanların söyledikleri tek bir şey vardı: “Go’nun sahibi kim?” Birileri mutlaka bulmalıydı, çünkü sahiplenme, insanın doğal bir isteğiydi. Ama bu soru, sadece sahiplenmeyi değil, hayatın ne kadar karmaşık ve ulaşılmaz olduğunu da gösteriyordu.
Bir Hikâye: Sahip Olmak mı, Sahiplenmek mi?
Bazen insan bir şeye sahip olmanın ne demek olduğunu sorgular. Bir köşe başında, Go’nun sahibi kim sorusunu soran bir grup çocukla karşılaştım. Birinin elinde eski bir Go taşı vardı, her biri sırasıyla onu tutuyor ve “Benim!” diye bağırıyordu. O an, sahip olmak ve sahiplenmek arasındaki farkı düşündüm. Sahip olmak, sadece bir şeye fiziken sahip olmak demekken, sahiplenmek ruhsal bir bağ kurmaktı.
İçimden, Go’nun sahibi kim sorusunun cevabını ararken, bir an durdum ve düşündüm: Kimse sahip olamazdı, Go’yu sahiplenmek gerekir. Bu sadece bir oyun değil, bir duygu meselesiydi. Go, tıpkı insanlar gibi bir yerde duruyor, bir şekilde var oluyordu ama hiç kimse onu gerçekten sahiplenemiyordu. Yavaşça içimi bir rahatlık sardı, belki de Go’nun sahibi olmam gerekmiyordu. Belki sadece onun bir parçası olmak gerekiyordu.
Büyük Hayal Kırıklığı ve Yeni Bir Umut
Bir gün, Kayseri’nin o dar sokaklarında biraz daha yürüdüm, hayatımı sorguladım, içimde bir kaybolmuşluk duygusu vardı. O kadar aradım, o kadar uğraştım ama hiçbir şeyin cevabını bulamadım. Sonra bir anda, “Go’nun sahibi kim?” sorusunun cevabının aslında bu kadar basit olduğunu fark ettim. Sahiplik bir kimlikten ibaret değildi. O an, Kayseri’nin o soğuk sabahında bir kez daha “belki” dedim. Belki de her şeyin cevabı, sadece sorgulamaktı.
Çünkü hayatın anlamı, bazen soru sormakta gizlidir. Bu da bir cevap olabilir, dedim.
Go’nun sahibi kimdi? O kişi, belki de her soruyu soran bir insanın içindeki duygularla doluydu. O kişi, belki de sadece arayan birisiydi. Ve belki de hayatın sahibi olmaktan çok, hayatı sahiplenmek önemliydi.
Sonuç: Bir Arayışın İçindeki Anlam
Sonuçta, Go’nun sahibi kim sorusu basit bir soru gibi görünse de, bu soru aslında bir kimlik arayışının başlangıcıydı. İçimdeki bu soruyu sormak bile, beni hayatımın daha derinlerine, daha anlamlı bir yere götürmüştü. Sahip olmak mı? Sahiplenmek mi? Bu sorunun cevabı, belki de hepimizin içindeydi. Kimse sahip olamaz, sahiplenmek gerekirdi.
Hayatın, Go’nun, soruların ve kimliklerin gerçek sahipleri… Belki de onlar her an yanımızdalar, sadece bakmamız gerek.